İçeriğe geç
Bölüm 3 – Göçler

Kuhna Şehir’e Dönüş

Annem, Golozan‘daki evin üzerinde bir lanet bulunduğunu söylerdi. Yahudi ailelerin Kuhna Şehir‘deki eski evlerine dönmeye başladığını görünce biz de geri döndük. Kasabayı terk eden yetmiş Yahudi ailesinden kırkı, bizim ailemizle birlikte, harabelere döndü. Evden geriye kalanı temizleyip düzenledik; Osmanlı generalinin Yahudilere verdiği hayvanlardan yanımızda getirdiklerimizi içeri aldık. İki ay boyunca biraz huzur gördük, yıkıntıları onardık ve yeniden yaşamaya çalıştık. Sonra Simko bölgede güçlendi ve Kürtler geri döndü.

Her gün yeni haberler ve ardından yeni eziyetler geliyordu. Kürtler Yahudi evlerine girip buldukları her şeyi atlarına yüklüyordu. Gece gece başka bir ev soyuluyor, şikâyet edecek kimse ya da başvuracak yer bulunmuyordu. Yine oturup kaderimizi beklemekten başka çaremiz kalmamıştı.

Bir gece Kürtler ahırımıza girdi. Ayrıldıklarında tek bir eşya ya da hayvan bırakmadıklarını gördük. Bütün ülkede yiyecek kıtlığı vardı; götürülen hayvanlar süt, peynir ve biraz olsun beslenebilmek için tek umudumuzdu.

Evde beş kişi kalmıştık: annem, bir torun ve üç kardeş1. Bahçeye çıkıp demet demet yeşil ot topladık, iyice yıkadık, biraz tuzla kaynatıp yedik. Birkaç gün böyle yaşadık. Yağ da ekmek de yoktu. Paramız vardı, fakat ottan başka satın alınabilecek yiyecek bulunmuyordu.

Ağabeyim annemizden biraz para alıp Acem mahallesine gitmeyi önerdi; belki orada ekmek ya da bulgur bulabilirdik. Ot yemekten karınlarımız şişmişti. Kapı kapı dolaşıp yiyecek istedik, fakat herkes boşuna uğraştığımızı söyledi: kıtlık bütün bölgeyi vurmuştu ve mahalle sakinlerinin de hiçbir şeyi kalmamıştı.

Eli boş döndük. Çarşı yakınında atını nallatan bir adam gördük. Bizi fark edince koşarak geldi ve ağabeyimin göğsüne kapandı. Korkudan donup kaldım; sonra adamın ağabeyimi yanaklarından öptüğünü görünce şaşkına döndüm. Ağabeyim de ne olduğunu anlamamış görünüyordu.

“Beni hatırlamıyor musun?” diye sordu adam. “Beni ve arkadaşımı ölümden kurtardın! Ben Hüsam’ım; beni ve Yusuf Ali’yi sen kurtardın!”

O zaman ağabeyim hatırladı. Hristiyan kuvvetlerle silahlı olarak dolaştığı günlerde, iki Ermeninin kasabaya götürdüğü iki Acem esirle karşılaşmıştı. Babamızı öldürdükleri gibi bu iki adamı da öldüreceklerinden korkmuştu. Atından inip esir alanların karşısına dikilmiş ve, “Surma Hanım‘ın emirlerine karşı geliyorsunuz. Bu iki adamı bırakıp gidin,” demişti. Küfretmeyi sürdürünce onları vurmakla tehdit etmiş ve havaya ateş açmıştı. Esir alanlar korkup kaçmış; ağabeyim de iki adamı Ula‘ya sağ salim ulaştırmıştı.

Hüsam hâlâ heyecan içindeydi. “Hayatımızı kurtardın, fakat kim olduğunu ve adını bile söylemedin,” dedi. Ağabeyim, “Ben buralı bir Yahudiyim. Adım Şaban2, babamın adı David,” diye karşılık verdi. Hüsam ona sarılıp, “Dinin uğruna kurban olayım, Şaban,” dedi. Atın nallanması bitince bizi çay ve kuru üzüme davet etti; çevrede toplananlara ağabeyimin hayatını nasıl kurtardığını anlattı.

Ağabeyim mahalleye yiyecek aramak için geldiğimizi söyledi. Evde hiçbir şey kalmamıştı; paramız olduğu hâlde yiyecek satın alamamıştık. Hüsam, “[[person:shimon-demirel|Şaban Efendi]], biliyorsun bizde de neredeyse hiçbir şey yok. Ama biraz bekleyin; belki yardım edebilirim,” dedi. Yusuf Ali’yi bulmak için koştu; o da kısa süre sonra gelip teşekkür etti.

İki adam bir an susup ne yapabileceklerini düşündü. Sonra evimizin adresini istediler ve sarılarak ayrıldılar. Annemizin yanına eli boş döndük; yeniden bahçeye çıkıp ot toplamaya başladık. Açlıktan otun tadı bize baklava gibi geliyordu.

Uyumaya hazırlanırken avlu kapısı çalındı. Kürtlerin kalan son şeyleri de almaya döndüğünü sandık; fakat kapıda Hüsam ile Yusuf Ali duruyordu. Sırtlarında elli kilo buğday bulunan bir çuval taşıyorlardı. “Alın,” dediler, “bununla bir süre idare edersiniz. Sonra yine geliriz.” Ağabeyim fiyatını sorunca, “Hayır; bizim sana hâlâ büyük borcumuz var,” deyip gittiler.

O gece evimizde bayram vardı. Yirmi gündür bahçedeki ottan başka bir şey yememiştik. Annem buğdayın bir kısmını biraz tuzla tencereye koyup kaynattı, süzdü ve önümüze getirdi. Görkemli bir ziyafetmiş gibi yemeğe saldırdık ve çuvalı getiren iki adama şükrettik.

Buğdayı uzun süre dayansın diye küçük paylara böldük. Değirmene götürmekten korkuyorduk; yolda ya da öğütme sırasında bir kısmı elimizden alınabilirdi. Bu yüzden taneleri bütün hâlde kaynatıyor, bazen de kızartıyor ve o zor günlerde böyle geçiniyorduk.

Fakat bu kurtuluş da geçiciydi. Buğdayı aldıktan birkaç gün sonra kapının dışında bir kalabalık duyduk. Atlı ve silahlı beş Kürt avluya girdi. Oda oda dolaşıp buldukları her şeyi yüklediler ve bizi malsız bıraktılar. Başvuracak kimse yoktu, soyguncuların kim olduğunu bilen de yoktu — buğday da gitmişti.

  1. Özgün metnin notu: Burada muhtemelen iki erkek kardeş ile bir kız kardeş — Hanna — kastedilmektedir.
  2. Özgün metnin notu: Şimon, Şaban adıyla tanınırdı.