Dört Yahudi ailesi Başkale’den gelmeden önce Van’da bir Yahudi cemaati yoktu. Başkale savaşta yıkıldıktan sonra bu aileler Van’a taşındı, yerleşti ve şehirdeki yeni Yahudi cemaatini kurdu. Şehre girer girmez nerede oturduklarını sorduk ve yanlarına gittik.
Aileler bizi görünce büyük sevinç yaşadı. Uzun yolculuğun ardından bizi ağırladılar, yatacak ve yaşayacak yer ayarladılar. İçlerinden biri, “Keşke birkaç aile daha gelse de minyan kurabilsek,” dedi.
Şehirde çok sayıda boş ev vardı; bunlardan birine yerleştik. Fakat ne iş yapacağımızı, ekmeğimizi nasıl kazanacağımızı bilmiyorduk ve bizden önce gelen dört aile gibi yaşamaya başladık. Bölgeden yaklaşık yüz Ermeni aile savaş sırasında Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nda toplanmıştı. Savaştan sonra şehre geri getirilerek eski evlerine döndüler. Bu evler ayakta kalan son Ermeni yapıları arasındaydı; öteki Ermeni mahalleleri yıkılmıştı. Müslüman mahalleleri de harabeye dönmüştü. Bize anlatıldığına göre bunu Ruslar şehre girdikten sonra Ermeni sakinler yapmıştı.
Ruslar çekilince Müslümanlar Van’a döndü ve orada kalan Ermenileri öldürmeye başladı. Ermenilerin terk ettiği ya da sahipleri öldürülen evlere yerleştiler. Bunlar şehrin göle yakın, en düzenli ve güzel evlerinin bulunduğu kesimindeydi.
Hayk adlı bir Ermeniyle dost olduk ve ortaklaşa bir ayakkabı dükkânı açtık. Türkiye’de yeni hükümet kurulunca bize Başkale doğumlu olduğumuzu belirten kimlikler verildi; belgelerde “Başkale Yahudisi” yazıyordu. Kuzeyde, Kars çevresinde çatışmalar sürüyordu ve ağabeyim Türk ordusuna alındı. Bir ay sonra onun yaşındaki bütün askerler terhis edildi.1 Döndüğünde Dilman’da yalnız kalan annemi düşündük ve gidip onu getirmeme karar verdik.
Van’a gelip giden Kürtlerle tanışmıştık. İki eşek kiralayıp onlarla birlikte İran’a doğru yola çıktım. Van Yahudileri, yolda başka Yahudi ailelerle karşılaşırsam yeni cemaati büyütmek ve sağlamlaştırmak için onları şehre taşınmaya çağırmamı istedi. Karşılaştığım her aileye durumu olduğu gibi anlattım; düşünüp karar vermelerini kendilerine bıraktım. Daha sonra bazıları Van’a, bazıları ise altı yıldır terk edilmiş olan Başkale’ye yerleşti. Başkale’de yalnız harabeler kalmış, aralarında yaban hayvanları ve çok sayıda kurt dolaşıyordu. Annemle Van’a döndükten sonra on Yahudi aile daha gelip yanımıza yerleşti.
Şaban’ın eşi doğum sırasında öldü. Dört kişi kaldık: annem, ağabeyim, büyük ağabeyimin oğlu ve ben. Çalışıp geçinerek hayatımızı sürdürdük. Ermeni ortağımız iyi bir ustaydı; fakat bir gün Ankara’dan bütün Ermenilerin Erivan’a gönderilmesini emreden bir talimat geldi. Ondan ayrılmak zorunda kaldık ve dükkân bize kaldı. İş çoğaldı, satışlar arttı.
Annem geleceğimiz için kaygılanmaya başladı. “Bize ne olacak?” diyordu. “Burada hiç Yahudi kızı yok. İkiniz de bekârsınız, gelin bulamazsınız. Şimon Urmiye’ye gitsin; orada çok kız var. Gidip sana bir eş getirsin.”
Şimon Urmiye’ye gitti. Orada iki kız kardeşle tanıştı ve birinin benimle, ötekinin kendisiyle evlenmesini tasarladı. Onlarla anlaştıktan sonra hazırlıklara başlamak için Van’a döndü; daha sonra Urmiye’ye gidip ikisini getirecekti.
İkinci yolculuğunda Urmiye güzergâhının ortasındaki Dilman’da durdu. Şehirde kalan altı Yahudi aileden birinde annesinin kardeşi Hanuka’nın kızı, kuzeni Varda’yla karşılaştı.2 Varda onu evine çağırdı. Şimon orada, Tiflis’ten yeni dönmüş olan kızını gördü ve o anda onu benim için istemeye karar verdi. Kuzeni bu düşünceyi beğenmedi: “O daha çocuk; onu kardeşine nasıl götürürsün?” dedi. Ancak Şimon akrabası olduğu için onu kırmak istemedi ve sonunda razı oldu.
Hazırlıklar hızla tamamlandı. Ağabeyim Urmiye’ye devam etmeden önce genç kızı yanına alıp Başkale üzerinden bize dönmeye karar verdi. Başkale’den kısa bir telgraf gönderdi: “Dayımın torununu gelin olarak yanımda getiriyorum.”
Gelinin kimin için olduğunu bilmiyorduk. Ağabeyim geldiğinde atları yemliyordum; hepimiz onları karşılamaya çıktık. O zaman bana, “Bu gelini senin için getirdim,” dedi. Utançtan ne yapacağımı bilemedim. Bizde damadın gelini karşılamaya çıkması âdet değildi; eve giden yola hızla çıkıp oradan uzaklaştım.
Van’da nikâh dualarını okuyacak bir haham yoktu. Başkale’deki hahama — Malam Yona’ya3 — mektup yazdık. Ancak bir ay sonra gelebileceğini bildirdi; beklemek zorunda kaldık.
Hahamın gelişi bütün cemaat için de bir olaydı. Van Yahudileri uzun zaman sonra usulüne uygun kesilmiş et yiyebildi; herkes onun ziyaretini yemek yemek, sevinmek ve yeni çiftin mutluluğu için dua etmek üzere değerlendirdi.