İçeriğe geç
Bölüm 4 – Başhalan

Mümtaz Bey

Eski Başkale’den üç aileyi—Siyon Beşaran’ın ailesiyle iki kardeşinin ailelerini1—tanıyordum. Rusya, İran ve Türkiye arasında sürekli sürülüyorlardı. Osmanlı tebaasıydılar, fakat bunu kanıtlayacak belgeleri yoktu: Ruslar Türkiye’ye, Türkler İran’a, İranlılar yeniden Rusya’ya gönderiyordu. İstanbul’daki kardeşleri Ankara makamları aracılığıyla vatandaşlıklarını düzenlemeye çalıştı, sonuç alamadı.

Başkale’deki akrabaları benden yardım istedi. Kaymakama başvurdum; kefaletim üzerine ailelere beş yıllık oturma izni verdi. Yerleşip hayatlarını yeniden kurmaya başladılar.

O günlerde Osman Kara—“Kara Osman”2—önderliğinde Kürtler arasında hareketlenme vardı. Kaymakam ile dostum olan alay komutanı değiştirildi. Mümtaz adlı genç bir teğmen komutanın yerine bakıyor ve hahamımızın evinde oda kiralıyordu. Hahamın genç torunu onun evlenme vaatlerine inandı. Sonra Mümtaz evi terk edip kışlaya taşındı ve bir daha dönmedi.

Mümtaz yakışıklı ama zalim bir adamdı. Terhisleri yaklaşan altı askerini ve tanıdığım bir Kürdü döverek öldürdüğü söyleniyordu. Yeni kaymakam eşi ve baldızıyla gelince Mümtaz baldızla evlendi. Hahamın torunu bunu duyunca kendini asarak yaşamına son verdi.

Kızın annesi şikâyet etti ve makamlar teftiş göndereceklerini bildirdi. Mümtaz dilekçenin arkasında benim olduğumu düşünüp beni kasabadan dört kilometre uzaktaki kışlaya çağırdı. Çıkmadan önce “Mümtaz Bey beni çağırdı; kışlaya gidiyorum” diye bir not yazıp dönmezsem bulunsun diye dükkânın çekmecesine koydum.

Eskiden beni gülümseyerek karşılardı; bu kez selamımı duymazdan geldi, oturmamı da söylemedi. Bir sandalyeyi çekip kendim oturdum. Başka bir subay çıktıktan sonra kapıyı kapattı, tabancasını çıkarıp masaya bıraktı. Aleyhinde çalıştığımı duyduğunu ve nasıl biri olduğunu herhâlde bilmediğimi söyledi.

Öfkelendim. Bir zamanlar onu sevdiğimi, bundan böyle karşısında duracağımı söyledim.3 “Yahudiyi dövmek yerine korkut derler,” dedim, “ama korkak olsaydık bu sınır bölgesinde yaşamazdık. Ankara’nın yolunu biliriz.” Mümtaz yüzüme baktı, sonra kahkahaya boğuldu. Beni kucaklayıp öptü, kahve söyledi ve kışla kapısına kadar uğurladı. Dükkâna dönünce notu kimsenin görmediğini anladım.

İki gün sonra iki yüz askerin terhis zamanı geldi. Belgelerini aldılar ama gitmediler: “Altı arkadaşımız burada yatıyor. Olay soruşturulmadan ve kemiklerini gömmeden ayrılmayacağız.” Kargaşa çıkınca Mümtaz kaymakamdan yardım istedi.

Kaymakam askerleri yatıştırması için müftüyü gönderdi; müftü de benimle gelmemi istedi. Askerler kışlada sıra hâlinde oturuyordu. Müftüyü görünce ayağa kalktılar. O, “Allahu ekber” diyerek dua etti; terhislerini kutladı, sınırları korurken Allah’ın rahmetine kavuşan arkadaşlarından söz etti.

Müftü safların arasında dolaşıp Fatiha’yı4 okudu ve her askeri yanağından öptü. Askerler onun elini öpüp evlerine doğru yola çıktı. Biz de kasabaya döndük.

  1. Siyon Beşaran’ın ailesiyle iki kardeşinin aileleri; eski Başkale sakinleri.
  2. Osman Kara — “Kara Osman.”
  3. Özgün editörün notu: “Sana karşı.”
  4. Fatiha, Kur’an’ın ilk suresi ve Müslüman duasının açılış bölümüdür.