1909 yılında, İran’ın1 kuzeybatı ucunda, Osmanlı sınırına yakın Nevâhi-i Şarkiye’de doğdum. Bölgemizde Kohna Şehr — “eski şehir”2 — bulunuyordu. Burada çoğu Müslüman ve Ermeni olan yaklaşık üç bin hane yaşıyordu.
Yaklaşık yetmiş aileden oluşan küçük Yahudi cemaatimiz de bu toplulukların arasında yer alıyordu. Evler, sakinlerin dinî ve toplumsal aidiyetlerine göre ayrı mahallelere dağılmıştı. Şii ve Sünni Müslümanların büyük bir camisi, ayrıca özel önem taşıyan bir türbesi vardı. Kasabanın merkezinde kapalı bir çarşı bulunuyor; burada bir han, dükkânlar ve canlı bir ticaret hayatı yer alıyordu. Ermeni mahallesinde Mar Yakub adıyla bilinen bir kilise vardı3.
Türbeye özel bir sığınma hakkı tanınırdı4. Buraya sığınan kaçak suçlular bile koruma altında sayılırdı: İçeri giren kişi — ister Müslüman ister azınlık topluluklarından biri olsun — yetkililere teslim edilmezdi. Ancak uzun görüşmelerden sonra, genellikle serbest olarak dışarı çıkardı. Hatırladığım kadarıyla İran’da yaşadığım bütün yıllar boyunca bu uygulama sürdü.
Yahudiler de kendilerine ait bir mahallede yaşar, gündelik hayatlarını nispeten rahat sürdürürlerdi. Yetmiş ailenin iki sinagogu vardı ve mahalle geniş bir alana yayılıyordu. Her evin yanında yaklaşık iki bin metrekarelik, meyve ağaçlarıyla dolu bir bahçe bulunurdu. Cemaatin hahamının gözetiminde bir okul faaliyet gösterir ve cemaat mensuplarının neredeyse tamamı Tevrat okuyabilirdi.
Yahudilerin çoğu ticaretle geçinir, birçoğu giyim dükkânı işletirdi. Şii sakinler başka dinlere mensup kişileri “necis” saydıkları için Yahudilerin gıda maddesi satmasına izin verilmezdi. Geçimlerini sağlamak amacıyla bazıları Tiflis‘e kadar gider ve Rus İmparatorluğu topraklarında üç ila beş yıl kalırdı.
Ne var ki mahallenin dışında kanun ve düzen yok denecek kadar azdı; cemaat korku içinde yaşardı. Hırsızlık ve soygun yaygındı. Her akşam hava karardığında, mahallenin damlarına tüfekli nöbetçiler çıkar ve gün ağarıncaya kadar nöbet tutarlardı. Bu nöbetçiler Kürt ya da Acem olurdu5. Gündüzleri ise cemaatin tuttuğu sivil giyimli korucular mahallede dolaşırdı. Buna rağmen Yahudi erkekler zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamaya çalışır, kadınlar ise sokaklardaki çetelerden korktukları için neredeyse hiç dışarı çıkmazdı.
Azınlık topluluklarından biri sokağa çıkıp böyle bir çeteyle karşılaştığında, çete üyelerinden biri ona şöyle seslenirdi: “Gel, gel — güle güle kullan! Ne aldın yeni?” Ardından yapmacık bir dostlukla, “Nasılsın, komşu?” diye sorar ve onu da eşyalarını da tepeden tırnağa süzerdi. Üzerinde yeni bir ceket ya da başında bir kalpak varsa, soyguncu onu dener, “Nasıl, yakıştı mı?” diye sorar ve alıp giderdi. Başvurulacak kimse, karşı koymanın da gerçek bir yolu yoktu. Saatleri, şapkaları ve gözlerine kestirdikleri her şeyi çalarlardı.
Bazen mağdur, korkudan kendi giysisini çıkarır, hatta soyguncunun giymesine yardım ederdi. Soyguncu daha sonra, “Şimdi bana ‘hayırlı olsun’ de!” diye buyurur; kurban da onu kutlamak ve elini sıkmak zorunda kalırdı. Direnen kişi ağır biçimde dövülür, fakat her durumda eşyası soyguncunun elinde kalırdı.
- Özgün metnin notu: Bu kitapta, Türkçe asıl metinde olduğu gibi, Batı’da yaygın olan ‘Persia’ yerine ‘İran’ adı kullanılmıştır.
- Kohna Şehr‘in Taze Şehr ile özdeşleştirilmesi, Dr. Mordechai (Moti) Zaken’in Michael Demirel ile 15.5.2020 tarihli yazışmasındaki notu sayesinde netleşmiştir. Karşılaştırmalı kaynaklar: Encyclopaedia Iranica, “Čahrīq”; Farsça “Taze Şehr” maddesi. Erişim: 1.9.2026.
- Önceki İbranice metinde ad “Mirka Yakub” olarak yazılmıştır. Burada Taze Şehr’de belgelenen Mar Yakub Kilisesi’nin kastedildiği anlaşılmaktadır. Bugün kayıtlı yapı günlükte anlatılan dönemden daha yenidir; dolayısıyla eski kilisenin yeniden inşası mı, yoksa onun yerini alan başka bir yapı mı olduğu henüz kesinleşmemiştir. Mar Yakub Kilisesi – Farsça kayıt (erişim: 1.9.2026).
- Bu anlatım, İran’daki bast kurumuna uyar: Kutsal mekânlarda tanınan ve bazen kaçak suçluları da meseleleri çözülene kadar koruyan sığınma hakkı. Encyclopaedia Iranica, “Bast” (erişim: 1.9.2026).
- Acem (‘Ajam): Bölgede Farsları ya da Farsça konuşanları ifade eden bir adlandırmadır; burada onları Kürtlerden ayırır.