İçeriğe geç
Bölüm 5 – Askerlik Hizmetinde

Siirt

Siirt’te bizi karakola götürüp bir sedire oturttular. O dönemde gayrimüslimlere silah verilmez, hizmet birliklerine ayrılırlardı. Bir süre sonra bir asker gelip bizi şehirdeki askerî hastaneye, görev yerimize götürdü.

Hastane komutanı bizi personelle birlikte sıraya dizdi ve mesleklerimizi sordu. Fotoğrafçı olduğumu söyledim; iki arkadaşım bakkal ve seyyar satıcı olduklarını anlattılar. Okuma yazma bilip bilmediğimiz sorulunca Sasson ile ben bildiğimizi, Yakup ile Pinhas bilmediklerini söylediler.12

Hastanenin başhekimi ve göz doktoru Binbaşı Dr. [[person:edip-osman|Edip Osman]] beni yanına çağırdı. Sasson’u depoya, Pinhas’ı ameliyat aletlerini uzatmak üzere doktora, Yakup’u da iç hastalıkları bölümüne verdi. Dr. Edip, hastaların gözlerini muayene edip ilacı yazacağını, benim de her göze ikişer damla damlatacağımı anlattı. Yaklaşık iki saatlik iş ve temizlikten sonra dinlenebilecektim. Bana yaylı bir yatak ayarladı ve muayene odasında uyumama izin verdi.

Beni neden sevdiğini ve böylesine iyi bir yere verdiğini bilmiyorum. Hastanede sekiz doktor ile bir nöbetçi subay görev yapıyordu. Altmış sekiz askerin altısı kâtip, sekizi aşçıydı; diğerleri temizlik ve hasta bakımıyla uğraşıyordu.

Nöbetçi subay son derece sert ve acımasız bir teğmendi; hastanedeki herkes ondan titrerdi. Adı Rahmi Bey’di, Erzincanlıydı. Nuri Bey’in isteğini hatırlayıp ayrıntıları kendisine yazdım. Rahmi’nin onun kuzeni ve okul arkadaşı olduğu, fakat yıllar önce irtibatı kaybettikleri ortaya çıktı. Nuri adresini bulmasına vesile olduğum için sevindi; ben de Rahmi’ye gerekli mektubu yazdığını umdum.

Nuri’nin cevabı, şehirde bulaşıcı bir hastalığın yayıldığı günlerde geldi. Hastane askerlerinin kahvelere gitmesi ve halkla temas kurması yasaktı. Benim dışarıda olduğum bir gün Rahmi Bey beni aramış. Arkadaşlarım, başhekim dönene kadar görünmemem için uyardılar; onlara göre teğmen birini ancak dövmek için arardı. Kaygıları için teşekkür edip doğruca makamına gittim.

Rahmi’nin yüzü asıktı, elinde bir mektup tutuyordu. Nuri Bey’i nereden tanıdığımı sordu. Onun kasabamdaki Beşinci Hudut Alayı komutanı olduğunu anlattım. Bana gelen zarfın içine Nuri’ye yazdığı kendi cevabını da koymuş, okumamı istemişti. Dışarı çıkınca hakkımda hak etmediğimi düşündüğüm övgüler yazdığını gördüm.3 Arkadaşlarım kapının önünde hangi hâlde çıkacağımı bekliyorlardı; beni sağlam görünce sevindiler. O günden sonra Rahmi Bey’den korkum kalmadı.

Bir izin gününde hastaneden altı kişiyle şehirde gezmeye çıktık. Hepsi İstanbulluydu: biri Rum, biri Ermeni, kalanları Yahudiydi. Çarşıda tavla oynamak için durduk.4 Birden kapı açıldı, Rahmi Bey içeri girdi. Bizi gördü, döndü ve çıktı.

Altı arkadaşımın yüzü bembeyaz oldu. Kendilerini acımasızca döveceğine inanıyor, İstanbul’a kaçmayı düşünüyorlardı. “Bunca hizmetiniz boşa gitmesin,” dedim. “Kaçmayın. Sizi istemeden buraya sürüklediğimi söyleyin; bütün suçu üstlenirim.” İkna olup benimle hastaneye döndüler, fakat günlerce çağrılmayı bekledik.

Sonunda Rahmi beni yanına çağırdı. “Sizi askerlere yasak yerde gördüm,” dedi. “Sizi nasıl parçalayacağımı bilirim; ama kuzenim Nuri yüzünden sana dokunmayacağım. Senin yüzünden ötekileri de affetmek zorundayım. Onları bir daha oraya götürme. İstersen tek başına git.” Selam verip çıktım ve arkadaşlarıma affedildiğimizi söyledim.

  1. Özgün editörün notu: Âlim Malam Yona’nın oğlu Sasson.
  2. Özgün editörün notu: Pinhas Şayn.
  3. Özgün editörün notu: “Hak etmediğim sözler” ile övgüler kastedilir.
  4. Özgün editörün notu: Tavla.