Hüsreva yaklaşık iki saatlik yürüyüş mesafesindeydi. Fakat aramızda çocuklar ve yaralılar bulunduğu için yol uzadı, hava karardı. Geceyi geçirmek üzere bizi duvarlarla çevrili bir bahçeye doldurdular. Aç, susuz ve sıkışık durumdaydık; dondurucu soğukta birbirimize sarılarak uyuduk.
Gece yarısı çevremizdeki seslerle uyandık. Birkaç Ermeninin öte taraftan dayadıkları merdivenlerle duvara çıkıp avluya indiğini gördük. Bizi tutan Culolardan çekindikleri için ateş etmediler; kan üzerlerine sıçramasın diye erkeklerin üstüne yün kilimler atıp onları bıçakladılar. O gece on bir kişiyi öldürüp gittiler.1
Ertesi sabah bizi iki gruba ayırdılar. Bizim grubu Müslüman köyü Sabra‘ya götürüp boşaltılmış bir kahvehaneye yerleştirdiler. Öğleyin herkese kâğıt inceliğinde, yaklaşık kırk santimetre çapında yuvarlak bir ekmek verdiler. Dört tanesi bile insanı doyurmazdı. Pesah’ın ara günleriydi; annemle babam ekmeği yemeyip paylarını bize verdi.
Akşam birkaç Ermeni daha kahvehaneye girdi. Ceplerimizde ne varsa ve üzerimizde kalmış düzgün giysileri aldılar; kadınları da götürmek istediler.
Bu iki gün bana çok ağır geldi. Gece her yandan ağlama ve haykırış yükseliyordu: “Baba! Baba!” ve başka bir köşeden “Donuyorum!” Çevreme bakınca ağabeyim Şimon‘u dışarıdaki kalabalık arasında gördüm. Koşup annemle babama onun yaşadığını ve geri döndüğünü haber verdim.
Şimon daha sonra Kuhna Şehir’de yollarımız ayrıldığından beri başından geçenleri anlattı.2 Asurilerin yanındayken, kendisini ve babamızı tanıyan Yohanna ile Şimon adlı iki köylüyle karşılaşmıştı. Bu adamlar David Han‘a, Osmanlı birlikleri evlerini yağmaladıktan sonra babamızın kendilerine yardım ettiğini söyleyip Şimon‘un yanlarına verilmesini istemişlerdi.
Onu evlerine götürüp giysilerini çıkardılar, kendi kıyafetlerini giydirdiler. Bir atla tüfek vererek, “Zenginlerin evlerini biliyorsun. Bizi oraya götür; geleceğimiz için biraz mal toplar, sana da pay veririz. Sonra esirlerin arasında aileni ararız,” dediler.3
Şimon onlarla Kuhna Şehir’e gitti. Kasaba bomboştu; evlerde çoğunu tanıdığı cesetler yatıyordu. Yakınlarımızdan bazılarını gördü, fakat çekirdek ailemizden kimse yoktu. Evimizin buğday ambarı da boştu. Yanındakiler altın, para ve halı ararken o yiyecek aradı.
Yağmayı arabayla Golozan‘a taşıdıktan sonra iki adam ailesini aramasına yardım etti. Golozan‘da bizi bulamayınca bazıları Hüsreva’ya götürülmüş olabileceğimizi, başkaları da öldürülmediysek Sabra‘da olacağımızı söyledi. Bizi böyle buldu.
Annemle babam Şimon‘u görünce büyük sevinç yaşadı. Esirler arasındaki yakınlar ve tanıdıklar açlıktan ölmeden kendilerini kurtarması için yalvardı. Yanındaki iki adam, at ve araba olmadan kimseyi götüremeyeceklerini, ertesi gün döneceklerini söyledi. Ben ağlayıp ağabeyimle gitmekte ısrar ettim. Şimon beni atın terkisine aldı ve ertesi gün ailemizi almaya geleceğine söz verdi.
- Ailenin kadınlarının sonraki anlatımlarına göre, mülteci topluluklarında saldırıya uğramamak için kadınlar yüzlerini ve bedenlerini ateş külüyle karartırdı.
- Şimon‘un anlatısına geçiş, Dr. Mordechai (Moti) Zaken’in editoryal uyarısıyla açıkça gösterildi: Sinyor Demirel’in kendi görgü tanıklığı ile başkasının ona aktardığı anlatı birbirinden ayrılmalıdır. Yazışma, 16–17.5.2020.
- Asıl metindeki ifade kelimesi kelimesine “dünyamız için alacağız”dır; burada geleceğe mal ayırmak anlamında yorumlanmıştır.